Otel ve Tatil Rehberi

Otel ve Tatil Rehberi

  1. Otel ve Tatil Rehberi
  2. Akdeniz
  3. Antalya
  4. Kaş

Antiphellos'tan Arycanda'ya:Antik Kentler

Antiphellos'tan Arycanda'ya:Antik Kentler

 

Kaş'ta tarihi eserler arasında en dikkat çekicileri Likya kaya mezarları, anıt mezarlar ve antik tiyatro. Antiphellos'taki (Kaş) kalıntıların en eskisi M.Ö. 6. yüzyıla tarihleniyor ancak eserlerin çoğunluğu M.Ö. 4. yüzyıldan kalma.

Kaş köyleri edinilen belge ve buluntulara göre, Likya medeniyetinin en önemli coğrafyasını oluşturuyor.Teke Yarımadası sahillerinin M.Ö. 6000 öncesinden beri yerleşime sahne olduğu biliniyor. Kaş, denize bakan bir tepede kurulmuş. Şehir daha sonra genişleyerek kuzeybatıya doğru büyümüş. Eski ismi Antiphellos olan Kaş'ın doğu ve kuzeyinde yer alan dağlarda ise birçok kaya mezarı bulunuyor. Likya yazılarını taşıyan kaya mezarları "İyonik" tarzda şekillendirilmiş.Kentin güneyinde Meis Adası'nı gören kıyılarında şehir duvarı kalıntıları Helenistik döneme ait. Yaklaşık olarak 500 m. boyunca aralıklı olarak uzanan duvarların bir bölümü Kaş'tan antik tiyatroya giden asfalt yolun solunda, Kaş Hastanesi'nden hemen önce ve deniz kenarında görülebiliyor.

Antik Tiyatro

Kent merkezinde yer alan Kaş Antik Tiyatrosu, deniz kenarında, Meis Adası'nı gören bir noktada yer alıyor. 4000 kişilik seyirci kapasitesine sahip olan yapı 2. yüzyılda onarım görmüş. 26 basamaktan oluşan tiyatronun sahnesi yok. Yapının en önemli özelliği ise Anadolu'daki denize cepheli tek tiyatro oluşu.

Tapınak ve Nekropol

Tiyatronun bulunduğu tepe üzerinde, sunaklı bir tapınağın kalıntıları bulunuyor. Aynı tepenin, bugünkü Kaş'a bakan yüzünde, kübik ve dorik tarzda bir mezar odası (M.Ö. 4. yüzyıl) mevcut. Büyük bir kaya bloğu içinde yer alan tek katlı ve tek odalı olarak oyulan mezar odasına giriş, Dorik tarzda sütun görüntüleriyle süslenmiş olan bir kapıyla sağlanıyor. Girişin tam karşısındaki duvarın iç yüzünde, dans eden 21 kadının kabartmalı figürleri yer alıyor.

 

Antiphellos (Habesos)

Kaş, Orta Lykia'daki eski Antiphellos kentinin üzerinde kurulduğundan günümüze kadar gelen pek fazla kalıntı yok .  “Habesos”, Antiphellos antik kentinin en eski adı. Karia ve Likya Bölgeleri arasındaki bağlantıyı sağlayan yolların kesişme noktasında bulunan Antiphellos, aynı zamanda bir ticaret limanı. Anadolu seferi sırasında Makedonya Kralı Büyük İskender tarafından alınan kent, İskender'in genç yaşta ölümünden sonra, Seleukoslar ile Ptolemaioslar arasında savaşlara neden olmuş.

Antiphellos, Roma Dönemi'nde önem kazanarak, Bizans Dönemi'nde piskoposluk merkezi haline gelmiş. Bu dönem Arap akınlarına uğramış, daha sonra da Anadolu Selçuklu topraklarına katılarak Andifli adını almış. Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılmasını takiben Tekeoğulları Beyliği yönetimi ele geçirmiş ve Osmanlı Devleti; kenti yeni bir ilçesi olarak Yıldırım Beyazıt zamanında topraklarına katmış.

Xanthos

Kaş’a 45 km uzaklıkta yer alıyor. Eşen Çayı'nın doğu kıyısında kurulmuş Xanthos, Likya Birliği'nin başkentiymiş. Eski Yunancada “sarı” anlamına geliyor. Kentin akropolisinden elde edilen yüzey buluntuları yerleşme tarihinin MÖ 8. yüzyıla kadar uzandığını ortaya koyuyor. Kelimenin tam anlamıyla bir felaketler kenti olan Xanthos, MÖ 429'daki  Pers istilalarına kadar bağımsızlığını korumuş. Pers istilasında kentlerini kahramanca savunan Xanthoslular, istilayı önleyemeyeceklerini anlayınca önce tüm kadın ve çocuklarını öldürmüşler, sonra da kenti ateşe vererek topluca intihar etmişler. Bu kıyımdan kurtulan 80 aile ve başka yerlerden gelen göçmenler tarafından kent yeniden kurulmuş. Fakat 100 yıl kadar sonra çıkan bir yangınla Xanthos tekrar harap olmuş.

Buna rağmen yeni baştan kurulan kent batı dünyası ile kurduğu iyi ilişkiler sonucu uzun süre önemli bir merkez olarak varlığını sürdürmüş. Ancak bu durum da uzun sürmemiş. MÖ 429 yılında Romalı Brütüs'ün vergilerine direnince Xanthoslular kentlerinin tamamen harap olmasına neden olacak bir savaşın içine daha sürüklenmişler.

Antik kentte en çok dikkati çeken tarihi yapı, bir savaş anıtı... 8.87 metre yükseklikteki bu mezar anıt, kayalardan oyulmuş masif bir paye ile dört yüzü frizle çevrili küçük bir mezar odasından oluşuyor. Üstü bir kapak taşıyla örtülü bu odadaki anıt mezarların kabartmaları, Nereidler Anıtı, Harpyler Anıtı, Payave Lahdi ve Aslanlı Mezar, 1842 yılında İngiliz Fellows tarafından Londra'ya götürülmüş. Yerlerine de orijinallerinden alınma alçı kopyalar konulmuş. Kabartmalarda mezar sahibi ve eşine, diğer aile bireylerinin sundukları hediyeler konu ediliyor. Kuzey ve güneydeki yarı kuş-yarı kadın şeklindeki Siren adı verilen yaratıklar, melekleri sembolize ediyor ve ölünün ruhunu gökyüzüne taşıyor. Bu mezarın MÖ 470-480 yıllarına ait olduğu tahmin ediliyor.

Kent surları Roma ve Bizans dönemlerinde onarılarak çeşitli ilavelerle güçlendirilmiş. Güneyde, MÖ 2. yüzyıla ait bir kapı yer alıyor. Bu kapının arkasında İmparator Vespasianus'a ait dor düzenli Zafer Kemeri mevcut. Güneybatıda kentin ilk kurulduğu yer olan Likya Akropolisi bulunuyor. Artemis'e ait olduğu düşünülen bir tapınağın kalıntıları ile bir Bizans Kilisesi de akropoliste yer alıyor. Kuzeydeki Roma Akropolisi’nde ise görkemli bir manastır dikkati çekiyor. 2. yüzyıla tarihlendirilen tiyatro, Roma Dönemi'ne ait.

 

Antik Çağda Toplu İntihar

Xanthosla ilgili sıra dışı bir öykü Herodot kaynaklı belgelerde dile getiriliyor. Herodot tarihi MÖ 545 yılındaki Pers istilasına kadar bağımsız yaşayan Xanthos halkının Harpagos komutasındaki Pers ordusuna karşı savaştığını, ancak yenildiğini anlatır. Xanthoslular’ın Harpagos’un kuvvetleri şehri kuşatınca kadınları, çocukları, hazineleri ve kölelerini akropolise kapatıp ateşe verdiklerini yani topluca intihar etmeyi seçtiklerini bildirir Herodot. Bütün kent halkı ölür, sadece o sırada kent dışındaki yaylada bulunan seksen aile sağ kalır. Herodot’a göre Xanthos soyunu sürdüren de bu seksen ailedir. Bugün de Xanthos vadisinde yaşayan Kınık halkı, yaz aylarında Seki yaylalarına çıkarak belki de hala bu geleneği sürdürüyordur kimbilir…

 

 

Letoon

Kaş-Fethiye yolu takip edildiğinde, Xanthos'u geçtikten 4 km. sonra güneye ayrılan yoldan Letoon'a ulaşılıyor. Letoon'un Lykia şehir devletlerinin kültür merkezi olduğu sanılıyor. Zira o dönemlerde milli festivaller burada yapılırmış.

Letoon adı ise, efsanelerden geliyor. Tanrılar kralı Zeus, Leto'ya aşık oluyor ve birlikteliklerinden, Leto ikiz çocuklarına hamile kalıyor. Zeus'un kıskanç karısından korkan Leto ise kaçarak Delos'a geliyor. Burada çocukları Apollon ve Artemis'i doğuran Leto, Hera'dan daha çok uzaklaşabilmek için Lykia'ya, Anadolu kıyılarına kaçıyor. Yolda karşılaştığı kurtlar ona Xanthos Nehri'ne kadar kılavuzluk ediyor. Leto minnettarlık içinde nehri Apollon'a adayarak, o zamana kadar "Termilles" adıyla bilinen yere Yunanca kurt anlamına gelen, "lykos" sözcüğünden türetilmiş olan "Lykia" adını veriyor.

Letoon'un kuzeyinde Grek planlı, Hellenistik döneme ait olan tiyatro bulunuyor. Sahne kısmı ayakta olmayan tiyatronun doğu ve batısındaki kapılar Dorik frizlerle süslenmiş. Tiyatro büyük ölçüde Patara tiyatrosunu hatırlatıyor. Kazılar sırasında tapınak kalıntılarının arasında Lykia tarihine ışık tutabilecek nitelikte yazıtlar bulunmuş. Bunlardan en önemlisi ise Büyük İskender'in Letoon'a ziyaretini anlatan yazıt. Şehirde 8. yüzyıldan sonrasına ait kalıntı izleri görülmüyor. Arap akınlarının başlaması ve Hristiyanlığın putperest yapılarına karşı acımasız olan tutumu yüzünden şehrin terk edildiği tahmin ediliyor.

 

Sidyma

Fethiye - Kaş yolu üzerinde, Eşen'den ayrılan bir yoldan 17 km. sonra Dodurga Köyü'ne geldikten sonra yola devam edildiğinde, Sidyma ören yerine ulaşılıyor. Fethiye'ye 55 km. mesafede olan Sidyma'nın Roma Devri'nde büyük gelişme gösterdiği biliniyor. Kentin gelişmesi Bizans Çağı'nda devam etmiş.

Köyün kuzeyinde bulunan akropolün güneydoğu eteği boyunca erken döneme ait 365 m. uzunluğunda bir duvar uzanıyor. Duvarın doğu ucunda kapı ve gözetleme kulesi de bulunuyor. Buranın biraz ilerisinde daha geç dönemde yapılmış olan bir de tiyatro var. Asıl ören yeri ise, akropolün kuzey eteğindeki vadide bulunuyor.

 

İsinda (Belenli)

Kaş'tan 13 km uzaklıktaki Belenli Köyü’nün hemen yakınındaki tepe üzerinde kurulmuş. İsinda küçük bir Likya şehri ve etrafı surlarla çevrili. Kentte yer alan akropolün ortasında Likya yazıtlı iki ev tipi mezar ilgi çekici. Ayrıca birçok kaya mezarı ile Roma Devri'ne ait Likya tipi lahitler günümüze kadar varlığını sürdürmüş.

 

Andriake

Andriake, Myra'ya beş dakika uzaklıktaki Çayağzı'nda konumlanıyor. Kentin kalıntılarında ilk görülen şey şehre su ulaştıran kanallar. Liman ağzında görülen görkemli yapı kalıntısı, Roma Devri'nden kalma bir meydan çeşmesinin günümüze kadar ulaşan kısmı. Harabenin en büyük yapısı ise Plakoma adı verilen agora.

Aziz Nikolas kilisesinin yaklaşık 3 km güneybatısında yer alan Andriake, Myra’nın aynı zamanda dış mahallesiymiş. Kadrianus dönemine tarihlenen tahıl ambarı, beldenin görülebilecek en önemli tarihi kalıntısı. Myra’nın antik limanı olan Andriake (Dalyanağzı) güneşlenmek ve yüzmek için güzel bir kumsala sahip.

 

Soura

Demre’ye 5 km uzaklıktaki Soura, tarihi boyunca Myra’nın sömürgesi durumunda bir kent özelliği taşımış. Antik çağda bir kehanet merkezi olarak tanınan kentin en ünlü yapısı Apollon Tapınağı. Dor düzenindeki bu tapınağın yalnızca ön yüzüne sütun yerleştirilmiş. Roma devri kent surları ve çok sayıdaki anıtsal mezar, Soura’nın görülmeye değer diğer kalıntıları.

 

Aperlai

Aperlai antik kenti, Sıçak Yarımadası'nda konumlanıyor. Buraya Kaş'tan tekne ya da Üçağız'dan kayıkla kolaylıkla ulaşmak mümkün. MÖ 5. yüzyılda kurulmuş olan bir Lykia kenti olan  Aperlai, İsindi, Simena ve Apololnia antik kentlerinin de içinde bulunduğu Lykia Birliği’nin en önemli kentiymiş. Kentin doğusunda hemen hepsi yuvarlak kavisli çok sayıda lahit bulunuyor. Aperlai'nin bugün su altında kalmış olan rıhtımı ve buna bağlı yapıların deniz altındaki görüntüleri yer yer izlenebiliyor.

 

Trysa

Trysa harabeleri Kaş - Finike yolu üzerindeki Davazlar Köyü'ne 1 km mesafede konumlanan Gölbaşı mevkiinde bulunuyor. Antik kentin kuzey ve batısını çeviren su duvarları ile yapı kalıntılarının yanı sıra Gölbaşı Anıtı, antik kentin görülmeye değer bölümleri arasında bulunuyor.

 

Kyaneai

Yavu ovasını kuzeyden sınırlandıran, dik bir yamacın üst kısmındaki plato üzerinde yer alıyor. Yerleşimin bulunduğu tepede iki tane taş balta ele geçmesine karşın, burada sürekli bir iskanın başlaması MÖ 500 yıllarına rastlıyor. Bu çağda Kyaneai sadece dağlık Yavu bölgesindeki pek çok hanedanlık yerleşiminden biriymiş. Bunların arasında birkaç duvar kalıntısından başka, Likya tipi lahitler üzerinde korunarak günümüze gelmiş olan bazı rölyefler sayılabilir. Etrafı surlarla çevrili olan şehrin içindeki kalıntıların çoğu Roma İmparatorluk Çağı’na, özellikle İmparator Antoninus Pius’un şehri imar ettirdiği 2. yüzyıla ait.

Kyaneai'in en göze çarpan anıtları ise Likya tipi lahitler. Bunlar MÖ 4. yüzyılda ortaya çıkmış. En erken döneme ait olanı ise, zengin rölyeflerle bezenmiş olan Likya'lı asil Khudalije'nin lahti. 

 

Phellos (Pınarbaşı)

Felen Yaylası'nda bulunan Phellos'a ulaşmak için Kaş - Finike karayolunun 10. kilometresindeki Ağullu'dan Çukurbağ'a doğru sapılarak, yeni açılan 3 kilometrelik yoldan ya da biraz ilerideki başka bir yoldan Pınarbaşı'na ulaşılıyor. Buradan yangın gözetleme kulesinin yanına kadar gitmek gerekiyor. Ayrıca harabeye, Kaş'tan yürüyerek de ulaşmak mümkün. Tepede bulunan akropole, çalılıklar arasında bulunan dar bir patika yol ile ulaşılıyor.

Phellos M.Ö. 4. yüzyılda oldukça önemli bir kentmiş. Hatta Kaş'ta bulunan Antiphellos, Phellos'un limanıymış. Daha sonra Antiphellos, ormanlarında bulunan sedir ağacı sayesinde zengin ve önemli bir kent olurken Phellos eski önemini yitirmiş.

Sarnıçlarla su ihtiyacını karşılayan diğer Lykia şehirlerinin aksine Phellos'un suyu oldukça bol. Tepenin doğu yamacındaki zengin su kaynağı aynı zamanda Çukurbağ'daki çeşmeyi besliyor. Phellos kentinden çok fazla bir kalıntı bugün toprak üzerinde görülmese de çevresindeki inanılmaz güzellikler gerçekten seyredilmeye değer.

 

Limyra (Turunçova)

Finike'ye 9 km. uzaklıkta bir harabe yeri de Limyra. Turunçova - Kumluca arasındaki Torunlar'da bulunan ve 1216 m yükseklikteki bir tepenin eteğinde kurulmuş olan antik kent, yol üzerinde konumlanmış.

5. yüzyıldan beri varolduğuna inanılan kent, Kumluca-Finike Karayolu'nun 11. kilometresinde. 141 yılında yaşanan depremde önemli bir hasar görmüş olan kent ayakta kalmayı başarmış, fakat 7. ve 9. yüzyılda  yaşanan Arap işgaline dayanamamış. Kent üç parçadan oluşmuş. Akropolis, yerleşim birimleri ve nekropolis.

Yolun kenarında Limyra'nın tiyatrosu bulunuyor. Tiyatro, 141 yılındaki büyük depremle yıkılmış, bölgenin zenginlerinden olan Opramoas tarafından yeniden yaptırılmış.

 

Arycanda

Kumluca-Finike otoyolunun Turunçova mevkiine 26 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Akarçay vadisini kontrol eden kentin tam olarak ne zaman kurulduğu bilinmiyor. Buluntulara göre kentin tarihi M.Ö. 5. yüzyıla kadar uzanıyor. 240 yılında yaşanan depremde önemli ölçüde zarar gören kent, 11. yüzyıla kadar canlılığını sürdürmüş. Bizans döneminde “Aralanda” olarak bilinen kentin birçok binası iyi korunmuş durumda.

 

Pirha (Bezirgan)

Pirha kalıntılarına köyden 20 dakikalık bir yürüyüşle ulaşılıyor. Antik kent denizden 850 metre yükseklikte kurulmuş. Çok sayıdaki kaya mezarının yönü denize doğru konumlanmış. Lahitler ise dağınık bir şekilde sıralı. Pirha’daki kazılarda çıkarılan birçok heykel ve rölyef Antalya Müzesi’nde sergileniyor.

 

Nisa (Sütlegen)

Kaş'a 60 km uzaklıkta yer alan önemli bir yayla köyü. Ören yeri, köyden 15 dakika mesafede. Şehrin Likçe olan ismi Neiseus, antik tiyatronun duvarında yazılı. Nisa'da Likya ve Roma Devri'nden kalma tarihi kalıntılar bulunuyor. Bazı lahitlerin ön cephelerinde, mızrak, kalkan, kadın ve erkek tasvirlerine rastlanmış. Antik kentin agorası ve tiyatrosu bulunuyor. Likya Birliği Devri'nde bastırılan sikkeler, Antalya Müzesi'nde sergileniyor.