Otel ve Tatil Rehberi

Otel ve Tatil Rehberi

  1. Otel ve Tatil Rehberi
  2. Ege
  3. İzmir
  4. Bergama

BERGAMA TARİHİ

BERGAMA TARİHİ

Ayvalık’ın güneybatısında, İzmir’in de 100 kilometre kuzeyinde yer alan Bergama, adını, antik dönemdeki isminden, Pergamon’dan alıyor. Bergama, Anadolu uygarlık tarihinin en eski yerleşimlerinden biri. Tarih öncesi dönemlerden başlayarak Pers, Büyük İskender, Frigya, Trakya ve Seleukhos Krallıkları ile Roma ve Bizans dönemlerine sahne olan kent, 1302 yılında Karesioğulları Beyliği’nin, 1341 yılından sonra ise Osmanlı İmparatorluğu’nun hakimiyetine girmiş.

Bölge, dünya çapında önemi olan arkeolojik eserlere ev sahipliği yapıyor. Antik dönemin önemli sağlık merkezlerinden Asklepion, 300 metre yüksekliğinde dik bir tepe üzerinde kurulan ve kentin ilk yerleşim yeri olan Akropol, MS 2. yüzyıla tarihlenen Serapis Tapınağı (Kızıl Avlu) krallıktan ve vandalizmden geriye kalan önemli tarihi hazineleri. 

AKROPOL VE KRAL SARAYLARI

Bergama Akropolü son derece dik bir tepe üzerinde kurulmuş. Yaklaşık 300 metre yüksekliğindeki tepeye ulaşabilmek için virajlı bir yolu katetmek gerekiyor. Yükseldikçe manzaranın güzelliği de kat be kat artıyor. Pergamon kentinin kalıntıları tepede çok geniş bir alana yayılmış durumda. Dini, resmi, ticari ve sosyal yapılar, Akropol yerleşiminin kendine özgü plan kurgusunda iç içe yerleştirilmiş durumda.

Akropol girişi bilet gişesinin hemen yanında. Daha ilk çağlarda iskana açılan tepenin üst kısmında, kalenin doğu duvarı boyunca, kral sarayları ve bunlara bağlı yapılar yer alıyor. Aydınlatıcı herhangi bir belgeye kavuşulamadığı üzere; Bergama Akropolü’ndeki saraylar genel kazı buluntularından yola çıkılmak suretiyle kralların adlarıyla anılıyor. Buna göre, kuzeyden güneye doğru sıralanan yapı gruplarının I. Attalos, I. Eumenes ve II. Attalos sarayları oldukları varsayılıyor.

Üst yapıları olabildiğince sade olarak tasarlanan saraylar peristil’li ev tipindedir; odalar sütunlu galerilerle bir avlulara açılır. En güneydeki büyük sarayın inşasında Bergama Sunağı’na ait taşların kullanıldığı bilgisi, sarayların yapım tarihlerine ilişkin ipuçları sunmaktadır. Bu sarayın kuzeydoğu köşesinde mozaik döşemeli bir sunak bulunur. Kuzeybatı odasında da Hephaistion imzası taşıyan mozaik süslere rastlanmıştır. Sarayların su gereksinimlerini karşılamaya yarayan iki sarnıç göze çarpar.

Aynı sıranın daha ilerisinde görülebilecek yapılar ise yönetici evleri ve kışlalardır. Saray önlerine denk düşen yapı grubu ise Helenistik döneme ait dükkanlardır. Dükkanların arkasında Geç Helenistik döneme ilişkin stoa kalıntıları bulunmaktadır.

Akropol girişinden yukarı doğru ilerlenildiğinde solda kalan geniş alan Kutsal Athena Alanı’dır. Kutsal Athena Alanı’nın giriş portal’i de Berlin’deki Bergama Müzesi’nde

sergilenen eserlerden biridir.

Alanın tiyatro tarafında, sarayların alt bölgesinde bugün ancak izlerini görebileceğimiz  Athena Tapınağı bulunmaktaydı. Athena Tapınağı, Kütüphane ve Trajan Tapınağı ile birlikte Kutsal Alanı çevrelemekteydi.

Pergamon tam anlamıyla, döneminin kültür başkentiydi. Görkemli kütüphanesi rulo biçiminde saklanan 200 bin kitabının varlığıyla ün salmıştı. Kutsal Alan’ın kuzeyindeki bu kütüphaneyi Antonius, Sezar’ın yaktığı İskenderiye Kütüphanesi yerine Kleopatra’ya hediye etmişti. Kütüphanenin sol tarafında o dönemin konutlarına ait kalıntılar yer alır.

Alttaki terasta, dükkanların karşısındaki alanda ise bir zamanlar dünyaca ünlü Zeus Sunağı yer almaktaydı. 1897 yılında Almanya’ya kaçırılan sunağın yeri günümüzde reprodüksiyonu ile doldurulmaya çalışılmakta. Solda, anastilosis ile yeniden ayağa kaldırılmış olduğunu gördüğümüz yapı, M.S. 117-138’lere tarihlenen Trajan Tapınağı’dır.

Bergama Akropolü aynı zamanda, dünyanın en dik tiyatro yapılarından birine evsahipliği yapmaktadır. Onbin kişilik Bergama Tiyatrosu’nun üst kısmına çıktığınızda sizi, Bergama ovasından Dikili sahillerine uzanan olağanüstü güzellikteki panorama karşılıyor olacaktır.

Tiyatronun yan arka tarafındaki Dionysos Tapınağı, MÖ 2. yüzyılda yapılmış; MS 211-217 yılları arasında yenilenmiştir. Bir kısmı Berlin’de bulunan tapınaktan günümüze merdivenleri ile bazı yapı bileşenleri ulaşabilmiştir ki bu kalıntılar bile tapınağın görkemi konusunda fikir verebilmektedir. Akropol’ün en ucunda askeri depo kalıntıları yer alırken en alttaki terasında Gymnasion ve Demeter Tapınağı bulunmaktadır.

 

ATHENA TAPINAĞI

6x10 m.’lik dikdörtgen bir alana oturan Athena Tapınağı, tiyatronun üst kısmındaki terasa inşa edilmiş. Günümüze, bazı temel parçaları ulaşabilmiş olan yapının batı kanadı konstrüksiyonu, 1,20 m.’lik yüksekliğe kadar korunabilmiş durumda.Tapınağa ait Dorik sütun ve arşitrav parçaları ise Berlin’deki Bergama Müzesi koleksiyonunda yer almakta.

 

BERGAMA TİYATROSU

Helenistik dönem mimarisinin en güzel örneklerinden biri; Batı Anadolu tiyatroları içnde en dik olanı... Bergama Tiyatrosu, Asklepion’un kuzeybatı ucundaki dik yamaç üzerine inşa edilmiş. 10 bin kişi kapasitesine sahip Batı Anadolu’nun en dik tiyatro yapısı, kayalığın yontulmasıyla oluşturulan yarım daire biçimli oyuğa oturtulmuş. Çapı 60 metre olan tiyatronun üç katlı sahne duvarında beş kapı bulunurmuş. Alttaki kayaların oyulmasıyla açılan kanalla tiyatronın su yalıtım probleminin giderilmesi sağlanmış. Yatayda, ortasında bırakılan koridorla simetrik iki parçaya ayrılmış olan yapı, dikeyde, beş bölüm olarak tasarlanmış.

Helenistik dönemin ahşap konstrüksiyonlu tiyatro sahnesi (skene), yalnızca oyun günlerinde kurulur; bir sonraki oyuna kadar kaldırılırmış. 14 basamaklı cavea’sı onarıldığı üzere günümüzde işlevini sürdürmekte olan tiyatro, çeşitli organizasyonlara ev sahipliği yapıyor.

Üstte, basamakların sonlandığı noktada tiyatroyu çepeçevre saran İyonik sütunlu galeri, mekanın akustiğini dengeliyor. Loca önünde bulunan Baküs heykeli ise eğlenceli yaşamı simgeliyor.

 

BERGAMA KÜTÜPHANESİ

II. Eumenes döneminde zenginleşen kütüphanenin en büyük rakibi İskenderiye Kütüphanesi idi. II. Eumenes dönemini yansıtan Bergama Kütüphanesi’nin 13.53x15.35 m.’lik bir alanı kaplayan büyük bir okuma odası vardı. Bir zamanlar, ahşap raflarla donatılmış olan görkemli yapının içinde şimdi ise Berlin’deki Bergama Müzesi’nde sergilenmekte olan 3.5 m.’lik Athena Heykeli’nin ünü tüm dünyaya yayılmıştı.

Athena Kutsal Alanı’nın kuzeyinde karşınıza çıkacak bitişik nizamlı yapı ünlü Bergama Kütüphanesi’nin günümüze ulaşabilmiş kalıntıları.

 

TRAJENEUM (TRAJAN TAPINAĞI)

Tanrılaştırılan Roma İmparatoru Trajan’a ithaf edilmiş Akropol’ün en yüksek terası, Bakırçay Ovası ve Çandarlı Körfezi’ni gözler önüne seriyor.Üç tarafı stoa’larla çevrili Trajan Tapınağı, 68x58 m.’lik bir teras üzerinde yükseliyor. Tapınağın inşasından önce burada bir Helenistik dönem yapısının bulunduğu tahmin ediliyor.

Yapımında büyük ölçüde beyaz mermerin kullanıldığı tapınağın 18 m.’ye erişen sütunları Korent düzende. Üç tarafı sütunlu galerilerle çevrili olan tapınağın kemer ve tonozları sağlamlığını koruyor. İmparator Trajan’ın ölümünden sonra tahta geçen Hadrian tarafından tamamlanan tapınak ve çevresinde yapılan kazılarda her iki krala ait heykellere rastlanmış. Tapınağın arka cephesinde heykel altlıklarını görebilmek mümkün. Trajan ve Hadrian heykellerinin başları ise halen Berlin’deki Bergama Müzesi’nde.

 

DIONYSOS TAPINAĞI

Bu göz alıcı tapınak 250 metrelik tiyatro terasının kuzeyinde tüm gezi alanına egemen olacak şekilde inşa edilmiş. Sunağı ile birlikte çok iyi korunabilmiş olan tapınak, Roma dönemi sanat anlayışıyla birlikte Avrupa Barok mimarisini de büyük ölçüde etkisi altına almış bir yapıt.

 

AGORA

Tüccarların tanrısı Hermes’e ithaf edilen Agora, Dorik düzende inşa edilmiş bir yapı. Akropol’ün en alt terasında, Kutsal Alan’ın batı kenarında Demeter Tapınağı’nın temelleri görülüyor.

 

ZEUS SUNAĞI

Bugün Bergama Zeus Sunağı’nın yerinde yalnızca temelleri görülebiliyor. II.Abdülhamit’in kültür-sanat yapıtlarını umursamaz tavrı, bu ünlü sunağın Berlin’e kaçırılmasına yol açmıştır.

Düzenli bir şekilde kesilerek ambalajlanan sunak Dikili limanında gemiye yüklenmiştir.

Daha sonra, kazılarda bulunan sunağa ait friz ve süslemeler de yine Berlin’e kaçırılmış; çalınan parçaların bütünlenip (reintegrasyon) sunak yeniden ayağa kaldırılmış (anastilosis) ve Berlin’deki Bergama Müzesi böyle bir operasyon sonucu doğmuştur.

II. Eumenes zamanında Galatlar’a karşı kazanılan zaferin anısına dikilen anıt Zeus ve Athena’ya adanmıştı. Beş basamaklı bir podium üzerinde yer alan kare planlı anıt iki katlı olarak tasarlanmıştı ve alt kat tamamen masifti. Yapının orta boşluğunda kare planlı bir avlu yer almaktaydı. Bu avluda sunağın kurban masası bulunmaktaydı. Çepeçevre galerilerin uzantısı taş bank heykellerle süslenmişti.

Yaklaşık 69x77 m. büyüklüğündeki podium’un tam ortasında büyük sunak yükseliyordu. Büyük bir olasılıkla sunağın dört bir yanı açıktı ve anıt her yerden rahatlıkla görülebilecek şekilde tasarlanmıştı. Athena Tapınağı alt terasta bulunuyordu. Tapınak, Olympos Tanrıları ile Gigantlar’ın savaşını betimleyen kabartmalarla bezeliydi. Zeus Sunağı’nın bu frizi dev boyda 118 adet kabartmadan oluşmaktaydı. Gigant denilen devler aslan ya da boğa kafalı ve yılan kuyruklu azmanlardı. Olympos Tanrıları ise Zeus, Athena, Leto, Apollon, Artemis, Dione, Otos, Alkyoneus, Porphyrion ve adları bilinmeyen daha pek çok tanrıya verilen ortak addır. Kabartmalarda, devlerin, tanrıların gücü altında ezildikleri; gövdelerinin paramparça edilip korkunç acılar içinde kıvrandıkları an tasvir edilmiştir. Pergamon’a özgü patetik bir üslupla işlenmiş kabartmalar Helenistik sanatının en görkemli yapıtları arasında yer almaktadır. Friz üzerindeki tanrı figürlerinin naifliğine karşılık canavarlar sert ve kaba konturlarla ifade edilmiştir. Çizgilerdeki uyum ve ifade birliğine rağmen kabartmaların tek bir elden çıkmadığı anlaşılmaktadır. Tümü de Pergamon’lu olan heykeltraşlardan Dionyades, Menekrates, Melanippos, Orestes ve Theorrhetos’un adlarını kabartmalara işlemiş oldukları görülmektedir.

Bu ünlü sunağın “küçük friz” olarak adlandırılan bir diğer frizi de Pergamon’lu kahraman Telephos adına oyulmuştur. Yapının içi duvarında bulunan 120 m. boyundaki frizin 80 m.’lik bir kısmı bölgede gerçekleştirilen kazılarda bulunmuştur.

Athena Tapınağı’ndan 100 yıl kadar sonra yapılmış olmasına ve onun 25 m. aşağısında yer almasına rağmen iki yapı arasında bağlantılar vardı.

Zeus Sunağı’nın kabartma sıralanışı Helenistik heykeltraşlığın gücünü ortaya koymaktaydı.

Kutsal Alan’a girişte ilk olarak sunağın doğusundaki Zeus ve Athena kabartmaları görülürdü. Frizin bu yönünde, güneşin doğuşuyla ilişkilendirilen ışık tanrıları Apollon, Artemis ve Leto’ya da yer verilmişti. Karanlıkta kalan kuzey yönünde ise Orion ve yazgı tanrıçaları Moira’ların yanı sıra gece tanrıçası betimlemeleri vardı. Güneyde şafak ve güneş tanrısı Helios, batıda deniz tanrısı ailesi üyeleri Akeonos, Amfitrite, Nereus ve Tritan resmedilmişti.

 

BERGAMA ASKLEPIONU

Girişte solda bulunan yapı Asklepios Tapınağı. M.S. 150 yılına tarihlenen kubbeli yapının duvarları 3 m. kalınlığında. Asklepion, Bergama’nın çıkışında, sağda ve yaklaşık 2-3 km. kadar içeridedir. Hizmet verdiği dönemde, kente 820 metrelik kutsal yolla bağlıydı. bölgedeki kazı Çalışmaları sonucunda bu yolun bir kısmı açığa çıkarılmıştır.

Sütunlu bir yoldan girilen Asklepion’da tedavi yerleri, kaplıca ve çamur banyosu havuzları, psikiyatrik tedavi için uyku odaları gibi bölümler bulunurdu. Bugün içinde gezebildiğimiz tünel, kutsal havuzlar ile çeşmeleri uyku odalarına bağlama işlevini üstlenmekteydi. 80 m. uzunluğundaki tüneller sayesinde hastalar su sesi dinleyerek rahatlardı. Bu tünel tıbbi tedavinin yapıldığı ana binada sona ermekteydi.

Eski Yunan ve Roma’da sağlık ve tıp tanrısı olarak bilinen Asklepios, Apollon’un oğullarından biridir. Apollon, oğlu Asklepios’u yarı at yarı insan olan Khiron’a emanet eder. Khiron ona okuma ve yazmanın yanı sıra önemli hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların formüllerini öğretir. Ölüleri de dirilten Asklepios’un ünü kısa sürede yayılır. Bu, Asklepios için sonun başlangıcı olacaktır. Sağlık Tanrısı, Baş Tanrı Zeus’un üzerine gönderdiği yıldırımlarla son nefesini verir. Asklepios ölmek üzereyken her derde deva bir reçete yazar ancak yağmur, reçetede yazılanları silip götürür. Reçetenin yerinde ise bir sarımsak yetişir ve reçetede yazılanın sarımsak olduğuna dair bir inanış yerleşir.

Bu olayın ertesinde Yunanlılar Asklepios’un adını yaşatmak amacıyla pek çok sağlık merkezi kurarlar ve bunlara“Asklepios’un yeri” anlamına gelen Asklepion adını veririler.

Pergamon Asklepion’u ilk çağlarda Bergama’nın en önemli sağlık merkeziydi. Çeşitli tedavi birimlerini de içeren tapınak, hastane işlevi görmekteydi. Buradaki tedavi yöntemleri arasında şifalı su, çamur kürü, spor, tiyatro ve psikoterapi de yer almaktaydı.

Asklepion’a inanarak, buraya şifa bulmaya gelen hastaların tedavisi, her şeyden önce iyileşme amacıyla tanrıya dua edip adak adamaya; ardından da uykuda görülen rüyanın yorumlanıp hastanın telkin edilmesi esasına dayanıyordu. Şifalı kutsal su ve çamur banyolarıyla yararlı otlardan yapılan ilaçların yanı sıra müzik, tören ve temsiller de Asklepion’un tedavi yöntemleri olarak benimsenmiştir. Bu tedavi yöntemleri ve özellikle de rüyalar ile ilgili bilgilerin çoğu, kazılarda ele geçen adak taşları ve yazıtların okunmasıyla edinilmiştir.

İyileşme umudu olmayan ağır hastalar ve doğumlar asla içeriye alınmazdı. Uzak yerlerden gelen bitkin ve yorgun hastalar avluya alınır, muayene edilir, teşhis konduktan sonra ancak iyileşme ihtimali olan hastalar Asklepion’a kabul edilirdi. Hekimler hastaları “Yat, uyuyuncaya kadar dua et; Tanrı senin derdinin devasını sana bildirecektir. Ne görürsen, ne duyarsan bize anlat” diyerek telkin ederlerdi.

 

BERGAMA GYMNASIONU
Pergamon kentinin üst üste üç ayrı terasta yer alan görkemli bir Gymnasion’u vardı. Ele geçen yazıtlardan alttaki terasın çocuklara, ortadaki terasın delikanlılara, üstteki terasın ise büyüklere ait olduğu anlaşılmıştır.

 

SERAPIS TAPINAĞI

Pergamon kentinin en büyük yapısıdır. Kırmızı tuğlayla inşa edildiği üzere halk arasında “Kızıl Avlu” olarak adlandırılan Serapis Tapınağı, günümüzde Bergama kent merkezindeki Akropol çıkışında yer almaktadır.

“Kızıl Avlu” büyük bir yapı bileşimidir. Kazılar sırasında, sonradan inşa edilmiş olan tüm evler yıkılmışsa da; halen daha Bergama evlerinin altında kalan 200x100 m.’lik bir tapınak alanı sözkonusudur.

Serapis Tapınağı’nın MS 2. Yüzyılda, Roma İmparatoru Hadrian döneminde yapılmış olma ihtimali güçlüdür. Günümüzde, alanın altından oldukça büyük bir tünel geçer ki bu, Kozak Dağları’ndan gelen Bergama (Selinos) Çayı’dır. Charles Texier’in tapınağı “Ne yerde ne gökte” diye yorumlaması bundan ileri gelir. Öndeki batı duvarının günümüze ulaşabilen 13 m.’lik kısmı, Selinos üzerindeki antik köprünün yakınında bulunmaktadır.

Anıtsal nitelikteki ana yapıda yoğun olarak tuğla kullanılmıştır. Tapınağın “Kızıl Avlu” olarak adlandırılması da bundandır. 60x26 m. boyutlarındaki yapının 19 m.’lik bir kısmı halen ayaktadır. Yapının her iki yanında kule benzeri dairesel ekler bulunur. Bunların da önünde üç yanı galerilerle çevrili avlular yer alır. Avlular ana yapının ön bölümüyle bağlantılıdır. Burada bulunan sırta durmuş Mısırlı kadın ve erkek figürleri aslen destekleyici elemanlar olup galerilerin çatısını taşımaya yararlar. Bu figürler dikkate alındığında tapınağın Roma İmparatorluğu’nun bir çok yerleşiminde rastlanan İsis ve Harpokrates ile Tanrı Serapis’e adanmış olduğu iddiası kuvvet kazanır. Ancak kazı ve araştırmalar henüz tam bir sonuca ulaşamamıştır. Kızıl Avlu’nun eşiği 30 tonluk tek parça mermer bloktan yapılmıştır. Ana yapının büyük kapı boşluğu 14 m. yüksekliğindedir. Tapınağın ortalarında sığ bir havuz ve derin bir kuyu bulunur. Bunun arkasında bir podium ve üzerinde kült heykel için altlık yer alır.Tapınağın içinde yüksek sütunlarla taşınan bir galeri bulunmaktadır. Kutsal bölgedeki tuğlaların renkli mermerlerle kaplı olduğu bilinmektedir.

Bizans döneminde Kızıl Avlu içine bir kilise yapılmıştır ki bu, Hıristiyanlığın ilk yedi kilisesinden biridir. Yapının günümüze kalan duvarları insan boyundadır.

 

BERGAMA ARKEOLOJİ MÜZESİ

Müzede farklı dönemlere ait toplam 10516 eser bulunuyor. Müzede 5350 adet arkeolojik eser ve 1936 adet etnografik bulgunun yanı sıra 3201 adet sikke sergileniyor. Arkeolojik bulgular, Tunç Çağı ile Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait. Etnografik bulgular ise Osmanlı dönemini yansıtan, Bergama yöresine özgü malzemelerden oluşuyor.

Müzenin dış bahçesinde mezar stelleri ve lahitler, iç bahçede ise kronolojik sıraya göre yapı bileşenleri, yüzeysel kabartmalar, kolosal heykeller ve taş yazıtlar sergileniyor.