Otel ve Tatil Rehberi

Otel ve Tatil Rehberi

  1. Otel ve Tatil Rehberi
  2. Akdeniz
  3. Antalya
  4. Kemer

Kemer'in antik kentleri ve Selçuklu Av Köşkü

Kemer'in antik kentleri ve Selçuklu Av Köşkü

Kemer’in tarihi, Antalya’nın tarihi ile hemen hemen aynı paralellikte gidiyor. Bölge tarih boyunca Phaselis ve Olympos gibi eşine az rastlanır ve kısmen ayakta olan antik şehirlere ev sahipliği yapmış. Bu şehirlerin kuruluşları M.Ö. 6. ve 7. yüzyıllara kadar dayanıyor. Yüzyıllar önce Dor zulmünden kaçan Rodoslular ve Giritliler, Akdeniz’in bu güzel beldesine yerleşmiş ve burayı yaşanır bir hale getirmişler. Kemer’in tarihine baktığımızda Büyük İskender’in bölgeye M.Ö. 330’lu yıllarda geldiği görülüyor. Kemer, Helenestik Çağı 1. yüzyıla dek yaşamaya devam etmiş, ardından Roma dönemi başlamış.

 

Phaselis

Kemer'e 15 kilometre uzaklıktaki Phaselis kentine deniz yoluyla da ulaşılabiliyor. Phaselis M.Ö. 7. yüzyılda Rodosluların kolonisi olarak kurulmuş.

Efsaneye göre, kentin kurulduğu arazinin sahibi Cylabras adlı bir çoban. Rodoslular Cylabras’a arazi karşılığında mısır ya da balık önermişler. Clyabras balığı tercih etmiş. Kent halkı daha sonraki tarihlerde her yıl tuzlu balık yaparak, Clyabras’ın anmışlar.

Kent merkezi o dönemlerde konumu ve ormanlık arazisi nedeniyle büyük ilgi görüyormuş. Kurulduktan sonraki ilk iki yüzyıl içinde Akdeniz’in en önemli deniz ticaret merkezlerinden birine dönüşen kent, önce Persler, sonra da Büyük İskender tarafından ele geçirilmiş. Phaselis halkı Büyük İskender’i coşkuyla karşılamış, ona kentin kapılarını açmış ve altın bir taş armağan etmiş. Phaselis’in güzelliğine hayran kalan Büyük İskender, bir kış mevsimi boyunca kentte kalmış, diplomatik ilişkilerini buradan yürütmüş. Phaselis halkı gururuna çok düşkün ve kibirliymiş. Kentte basılan paralar, bölgenin güzelliğini vurguluyormuş. Kente gelen yabancılar öncelikle hamamda yıkanmak zorundaymış. Phaselis halkından olmak bir ayrıcalıkmış, Phaselisli olmak için büyük paralar ödemek gerekiyormuş.

İskender’in ölümünden sonra Phaselis, Mısır kökenli Ptolemiousluların egemenliği altına giriyor, daha sonra Apemaia Antlaşması gereği Rhodos Krallığı’na katılıyor. MÖ 42 yılında Brutus kenti Roma’ya bağlıyor. M.Ö.190-160 yılları arasında Roma egemenliğinde geçen Phaselis, Likya Birliği’nin bir parçası oluyor. Bu dönemde kente korsan saldırıları düzenlenmeye başlamış. Korsanlar kente sahip olmak için her yolu denemişler. Bir süre korsanların eline geçen kent, büyük zarara uğramış. MS 131’de İmparator Hadrian yeni yeni toparlanmaya başlayan kenti ziyaret etmiş ve ziyaretin anısına bugün kalıntılarını gördüğümüz kapı inşa edilmiş. Bölgedeki Bizans güçleri, Arap istilalarından çok çekmiş. 1158’de Selçuklular Phaselis’e egemen olmuş ama limana önem vermemişler. 1811’de yeniden keşfedilen Phaselis, o dönemden sonra tarihi eser kaçakçılarının hedefi olmuş. Phaselis’ten çalınan tarihi eserler, bugün dünyanın dört bir yanına dağılmış durumda. Bir kısmı müzelerde sergileniyor.

Bir yarımada üzerine kurulan Phaselis, kuzey, güney ve askeri liman olarak anılan üç limandan oluşuyor. Phaselis surlarla korunan bir kent. Günümüzde surların bir kısmı görülebilir durumda. Güneybatıda yer alan Helenistik döneme ait surlar kısmen ayakta. Onların yakınında bir kule kalıntısı görülüyor. Kentte bugüne kalabilen yapıların çoğu Roma ve Bizans dönemlerinden. Öteki uygarlıkların izleri ya toprak altında, ya tahrip edilmiş.

Kentin giriş kısmında su kemerleri görülüyor. Nekropolis, yani kent mezarlığında Roma ve Bizans döneminden kalma çok sayıda lahit ve mezar taşına rastlanıyor. Kentin önemli kalıntıları askeri limanla güney limanı birbirine bağlayan ana caddede yer alıyor. Ana cadde 25 metre genişliğinde ve ziyaretçilere heybetli bir karşılama sunuyor. Caddenin ortasında bir meydan var. Kaldırımlara ikişer, üçer basamakla çıkılıyor, caddenin altında kanalizasyon ve drenaj sistemi var. Caddenin iki yanında çarşıyı oluşturan dükkanların kalıntıları, arkada ise hamam ve gymnasion bulunuyor. Sporcular gymnasionda çalışıp, hamam da dinlenirlermiş. Hamam, küçük ve büyük hamam olarak ikiye ayrılıyor. Hamamların zemini sonraları mozaiklerle süslenmiş, gelişmiş havalandırma sistemi ise çok ilgi çekici. Hadrian Kapısı ile görülen agorada kente bağış yapan insanları anmak üzere yapılmış bazı yazıtlar bulunuyor. Agoranın karşısında bulunan tiyatro MS 2. yüzyılda inşa edilmiş. Helenistik mimarinin özelliklerini taşıyan yapı, 2000 kişi kapasiteli ve muhteşem bir deniz manzarasına sahip. Roma ve Bizans dönemlerinde tiyatroda restorasyon yapılmış. Tiyatronun arkasındaki akropolde bir zamanlar Athena, Herakles, Hermes ve Hestia tapınakları bulunuyormuş. Saray ve devlet binaları da bu bölgedeymiş. Phaselis’den çıkarılan en eski eser ise, sualtından çıkan, M.Ö. 6. yüzyıla ait koku şişesi. O dönemlerde bölge gülcülük ve gül yağından elde edilen parfümleriyle de ünlüymüş. Ayrıca burası tarihi zenginliğinin yanı sıra sığ bir koy, orman, dağ, deniz birleşmesinden oluşan ideal bir ören ve plaj yeri olarak da dikkati çekiyor. Phaselis’in bol çakıllı plajında rahatça denize girilebiliyor. Su oldukça berrak. Yaz aylarında antik kenti gezdikten sonra suya girip dinlenebilir, serinleyebilirsiniz. Ayrıca ağaçların altında piknik yapmak da büyük keyif. Phaselis’in muhteşem koyları yat turizmi açısından büyük önem taşıyor. Yatçılık sevdalıları, bu koylarda demirliyor. Phaselis ve çevresi trekking için çok uygun. Phaselis plajlarında çeşitli su sporları da yapılabiliyor. Parasailing bu aktivitelerin en sevilenlerinden.

 

Idyros

Idyros Antik Kenti, Phaselis’in kuzeyinde yer alıyor. Bölgede yapılan kazılarda Bizans duvar kalıntıları, üç kapı sövesi ve apsisi andıran bir duvar bulunmuş. 60-90 cm. derinliğinde yapılan çalışmalarla Bizans kilisesi kalıntılarının bir bölümünü ortaya çıkarılmış. Kilise 25 x 11,50 m. boyutlarında. Üç nefli kilisenin tabanı turuncu, kiremit kırmızısı, beyaz, gri renkli taşlardan yapılmış mozaik ile kaplı. Geometrik motiflerin hakim olduğu süslemeler kalp şeklinde bitkisel bordürlerle çevrili. Kilisenin güneyinde bir şapel bulunuyor. Kilise apsisinin ilerisine doğru çıkan şapel 7.55 x 5.20 m. boyutlarında dikdörtgen bir yapı.

Kilise kompleksinin kazısı sırasında bulunan küçük buluntu ve sikkelerin incelenmesi sonucunda kompleksin 4. ye 6. yüzyıllarda kullanıldığı tespit edilmiş. Alt seviyedeki moloz taş duvarlar 6. yüzyıla ait. 7. yüzyılda bir onarım görerek narteksin önüne bir dışnarteks ve kuzeyine Babtisterium eklenmiş. Dış narteksin yapımı sırasında kilisenin batısında bulunan kaldırım taşı döşeli caddenin bir kısmına taşınmış ve cadde yarı yarıya küçültülmüş.

Kilisenin ve önündeki caddenin batısında yine kilise kompleksiyle aynı devir özelliğini gösteren duvarlardan yapılmış mekanlara rastlanılıyor. Bu adaların birkaçında erzak için kullanıldığı muhtemel olan küpler (Pitos) bulunmuş. Güney batıda Bizans çağına ait bir nekropol bulunuyor. Nekropolde mezarlar tuğla levhaların semerdam şeklinde üçerli olarak birleştirilmesiyle meydana getirilmişler. Bizans nekropolünden ayrı olarak yerleşim yerinin içinde Klasik Çağ’a ait bir mezarlık da bulunuyor. Gerek Klasik Çağ’a ait nekropolün varlığı ve gerekse antik mezarlar, ldyros kentinin bir Klasik-Helenistik dönem yerleşimi olduğunu gösteriyor. Fakat kazı çalışmaları sırasında 5. yüzyıldan önceye ait herhangi bir kalıntıya rastlanılmamış.

 

Olympos antik kenti

Doğal güzelliklerinin yanında bir de tarih hazinesi barındırıyor Olympos. Antik kent Helenistik Devirde kurulmuş. MÖ 100’de birliğin önde gelen ve üç oy hakkına sahip altı şehirden birisi olan Olympos, MÖ 1. yüzyılda  korsanların yerleşmesiyle eski güzelliğini yitirmeye başlamış.

Şehri korsanlardan temizleyen Isaurieus, şehri Roma topraklarına katmış. Aslında oldukça zengin bir ülke olmasına karşın, korsanların saldırıları şehrin fakir düşmesine sebep olmuş.

Antik Olympos kenti Tahtalı Dağı’nın güneyinde yer alıyor. Kara ve deniz yoluyla ulaşılabilen şehirde, Geç Roma ve Erken Bizans devrine ait eserler bulunuyor. Antik devirlerden günümüze kadar gelmeyi başaran mabet kapısı, tiyatro, hamam ve agora görülmeye değer güzellikler. Kent surları ve kuleler ortaçağdan kalma. En ilginç yapı ise Akçay Deresi’nin 150 metre kadar batısında yer alan tapınağa ait kapı.

 

Selçuklu Av Köşkü    

Selçuklu Av Köşkü, Türk-İslam sanatının bölgedeki tek örneği. Antalya-Kumluca karayolunun Kemer girişindeki ormanın içinde bulunan Selçuklu Av Köşkü, 1230-1248 arası döneme tarihlenmekte. Yapı, bilinen üç Selçuklu av köşkünden biri olmakla beraber, bölgedeki tek Selçuklu yapısı. Köşkün çatısı, Hz. Süleyman’ın mühürü ve altıgen yıldız kabartmalı taş merdiven Selçuklu döneminden kalan en güzel örneklerden. Giriş kapısı ve ona yakın bulunan duvar yıkılmış olmasına rağmen, çatı ve duvarların büyük bölümü iyi durumda.