Otel ve Tatil Rehberi

Otel ve Tatil Rehberi

  1. Otel ve Tatil Rehberi
  2. Marmara
  3. İstanbul

Kentin Tarihçesi, İstanbul Adının Tarihçesi, İstanbul

Kentin Tarihçesi, İstanbul Adının Tarihçesi, İstanbul

 

İstanbul, yaklaşık 1600 yıl boyunca Doğu Roma-Bizans İmparatorluğu’na, daha sonra da Osmanlı İmparatorluğu’na ev sahipliği yapmış bir başkent.

120 hükümdar gelmiş geçmiş bu şehirden. Şehrin kökleri mitolojinin karanlık labirentlerine kadar uzanır.           

 

Körler Ülkesi!”. Megaralıların önderi Delphi Byzas, Boğaziçi’nin karşı kıyılarını bu sözlerle tanımlamıştı, çünkü kendisi gibi Yunanlı olan önderleri Kalkedonyalıların Avrupa yakasının güzelliğini görmeyip karşı yakaya yerleştikleri için kör olduklarını düşünüyordu. İşte burada, Kalkedonya’nın, yani bugünkü Kadıköy’ün tam karşısında, Megaralılar MÖ 667’de yeni yerleşim yerlerini, bugün Topkapı Sarayı’nı taşıyan tepeye kurmuş, adını da önderlerine atfen “Byzantion”, Bizans koymuşlardı.

İstanbul’un tarihi bir dünya merkezi haline gelmesinde bilinçli bir girişim içinde bulunan kişi Konstantin’dir. Roma’yı ikiye ayırarak Doğu’da güçlü bir başkent kurmak istemişti. 330’da ise İmparator Konstantin şehre kendi adını vererek onu Roma İmparatorluğu’nun yeni başkenti ilan etti. Konstantinopol’ün; iç çekişmelere ve hızla yayılan Müslümanlığın oluşturduğu tehditlere rağmen Boğaziçi’ndeki ticaret gücü, 13. yüzyıla kadar Orta Çağ’ın en görkemli ve tartışmasız en büyük odak noktası olarak kaldı ama aynı zamanda da bu gücü ele geçirmek için soylu hanedanlar arasındaki çekişmelerin, kokuşmuş bir yönetimin, bir sürü entrikanın ve tüyler ürperten cinayetlerin de merkezi oldu.

Bizans ordusunun Malazgirt’te bozguna uğramasından sonra, 1071’de Anadolu’nun kapısı Selçuklulara açıldı. Bu, Doğu Roma İmparatorluğu için yaklaşmakta olan tehlikenin ilk işaretiydi. 1204 yılında Konstantinopol, tarihinin en ağır darbesini yedi: IV. Haçlı Seferi orduları, başlarında Venedikli Düka Enrico Dandolo, arkalarında Venedik donanmasının desteğiyle Haliç engelini aştı ve dönemin en zengin şehrinin değer biçilmez sanat yapıtlarını 58 gün boyunca yağmaladı. Konstantin’in ve Justinian’ın şehri işte o zaman yıkıldı. 1261’de “Latin” Haçlı Devleti’nin kısa süren yönetiminden sonra, Konstantinopol ikinci baharını yaşadı.

Osmanlılar ilk kez 1354 yılında Çanakkale Boğazı’nı geçerek Avrupa topraklarına ayak bastı. 1361 yılında Edirne, Bursa’nın yerine Osmanlı İmparatorluğu’nun yeni başkenti oldu. 15. yüzyılın başında Hıristiyan-Ortodoks Konstantinopol, Müslüman denizinde bir ada haline çoktan gelmişti bile... 1452’de bir-iki ay gibi kısa bir sürede Avrupa yakasına Rumeli Hisarı inşa edildi ve Konstantinopol’un Karadeniz ticaretiyle olan ilişkisi kesildi. Bizanslılar tuzağa düşmüşlerdi. Avrupa ise bu duruma tepki göstermedi. 29 Mayıs 1453’te Fatih Sultan Mehmet’in Yeniçerileri uzun süredir kuşatmaları altında olan şehre girdiler. Osmanlı’nın bu en büyük padişahı, bir tarihçinin deyimiyle “Çağ Açan Adam” kendini Bizans’ın varisi, yeni bir İskender romansının kahramanı olarak görüyordu. Konstantinopol’i başkent ilan etti ve Yunanca’daki “is tin polin/şehrin içine” sözcüklerinden esinlenerek kente yeni bir ad verdi: İstanbul.

Osmanlıyla birlikte şehir kısa sürede değişti. Osmanlılar ele geçirdikleri şehir yıkmadılar, bunun yerine kiliseleri camilere çevirdiler; Kent giderek modernleşiyor, demiryoluna, vapurlara, köprülere, atlı ve ardından elektrikli tramvaya ve metroya kavuşuyordu. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından I. Dünya Savaşı’nın sonunda İstanbul, Müttefiklerce işgal edildi. Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde başlayan Kurtuluş Savaşı sonunda ülke bağımsızlığına kavuştu. Atatürk; 20. yüzyılda başka hiçbir devlet adamının yapamadığı gerçekleştirdi ve halkının yaşamını tümüyle değiştirdi. Türk yaşam biçimiyle Batı uygarlığı arasında, dışarıdan bakıldığında göründüğünden çok daha ileride ve derinde olan bir tür ortaklık kurulmasını sağladı. 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Ankara başkent oldu. İstanbul ise bugüne kadar Türkiye’nin en büyük ve en anlamlı şehri olarak kaldı.

 

 

Bugünkü Tarihi Yarımada sınırlarında kurulan İstanbul kentinin bilinen en eski adı “Licus” (Ligos)’dur. Daha sonra kente“Byzantion” adı verilmiştir. Kentin kurucusu kabul edilen Bizans’ın anısına verilen bu ad, zamanla imparatorluğun da adı olmuştur. Çeşitli dillerde İstanbul’un adlarından ve kente verilen sıfatlardan bazıları şöyledir: “Secunda Roma” (II.Roma), “Nova Roma” (Yeni Roma), “Roma Orientum” (Doğu Roma), “Megalipolis” (Büyük Şehir), “Kalipolis” (İyi Şehir), “Konstantinopolis” (Konstantin’in Kenti), “İslambol”, “İstimboli”, “İstimpolin”, “Kayzer-i Zemin”, “Mahrusa-i Konstantiniye”, “Mahmiye-i İstanbul”, “Pay-ı Taht-ı Saltanat”, “Asitane”, “Beldetü’l Tayyibe”, “Darü’l Hilafe”, “Darü’l İslâm”, “Darü’l Mülk”, “Darü’s Saltana”, “Der Aliye”, “Der-i Devlet”, “Dergâh-ı Selâtin”, “Dersaadet” ve “İstanbul”dur.

 

 


    Tarih ve Kültür, İstanbul
  • Mısır Çarşısı, İstanbul, Eminönü

    Mısır Çarşısı adını Kahire’den gelen malların özellikle de baharatların burada satılmasından dolayı almıştır.
    14.07.2015
  • Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi, İstanbul, Fener

    Ortodoks Rumların en kutsal mekanıdır.
    15.07.2015
  • Ortaköy Camii, İstanbul

    Ortaköy vapur iskelesinin hemen solunda denize sıfır konumdaki Ortaköy Camii, Nigoğos Balyan’ın eseridir. Abdülmecit ve Abdülaziz Cuma namazını zaman zaman bu camide kılarmış.
    15.07.2015
  • Deniz Müzesi, İstanbul, Beşiktaş

    Türkiye'nin denizcilik alanında en büyük müzesi, içerdiği koleksiyon çeşitliliği açısından dünyanın sayılı müzelerinden biridir. Koleksiyonunda yaklaşık 20.000 adet eser bulunmaktadır.
    14.07.2015
  • Askeri Müze, İstanbul, Harbiye

    Osmanlı ordusuna subay yetiştirmek amacıyla 1834’te açılan ve semte adını veren Mekteb-i Harbiye bugün Askeri Müze olarak kullanılıyor.
    14.07.2015
Popüler Yerler