Otel ve Tatil Rehberi

Otel ve Tatil Rehberi

  1. Otel ve Tatil Rehberi
  2. Ege
  3. Aydın
  4. Didim

PRIENE

Söke-Bodrum yolunun 5. kilometresinden ayrılan Güllübahçe asfaltına girdiğinizde, ülkemizin en güzel ören yerlerinden biri olan Priene’nin tabelasını görüp sağa gireceksiniz.
Antik dönemin en büyük tarihçilerinden biri olduğu üzere “Tarihin Babası” olarak bilinen “Anadolulu Heredot”, bölge için kitabında şöyle der; “Panionion’da toplanan İyonlar kentlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzü altına ve en güzel iklime sahip yörede kurmuşlardır.” 
Güneyden başlamak gerekirse, İyonların ilk kentleri Miletos’tur; hemen sonra Myus ve Priene gelir. Gerçekten de Milet, Didim ve Priene antik kentlerinin yer aldığı bölge, Anadolu’nun en güzel bölgelerinden biridir. Söke ilçe merkezine 15 km. uzaklıktaki Güllübahçe kasabası yakınındadır. Bölgede, 1895-1898 yılları arasında, İngiliz C. Humman ve T. Wiegand’in yürütücülüğünde arkeolojik kazılar yapılmıştır. Bu kazılardan elde edilen bilgilere göre, geometrik bir plana sahip olan cadeleri birbirini keser. Miletoslu ünlü mimar Hippodamos’un gridal planına göre kurulmuş olan şehir, Helenistik karakterdedir. Günümüze öteki kentlerden daha sağlam olarak ulaşmış olan Priene, önce Pergamon Krallığı’nın, daha sonra da Roma ve Bizans egemenliğine girmiştir.
Samsun (Mykale) Dağı eteğine kurulan kentin bulunduğu yükseklikten baktığınızda görülen geniş ve düz ovada çeltik tarlaları bulunuyor. Priene’ye ulaşmak için; Milet-Didim yönünden geliyorsanız Atburgazı üzerinden devam edip 21. kilometreden sola döneceksiniz. Girişte park yeri var. İçeri girdiğinizde antik kentin planını gösteren düzgün bir tabela bulacaksınız. 
Günümüzden 2000 yıl önce Söke Ovası tamamen bir deniz, Bafa Gölü de bir koy şeklindeydi. Bu denizin kenarında antik dönemin en güzel kentlerinden birisi “Priene” yer almaktaydı. Priene’nin iki limanı vardı. Prieneliler denizcilikle uğraşırlardı. Priene’nin kelime anlamı “Hisar Yurdu”dur. Priene kentinin ilk olarak nerede kurulmuş olduğu belli değildir. MÖ 494 yılında “İyon Birliği” ile Persler arasında yapılan Lade Deniz Savaşı’na Prieneliler 12 gemi ile katılmışlardı. Savaş sonunda İyon donanması yenilgiye ugrayınca Milet ve Apollon gibi Priene kenti de yakılıp yıkıldı. MÖ 350 yıllarına doğru kent, yeniden bugünkü yerinde eski kentin yerine inşa edildi. Miletli ünlü şehir plancısı Hippodamos’un kendi adıyla anılan “Hippodamos Planı”na göre yeniden inşa edilen kent, arkeolojide Helenistik dönemin en güzel kentlerinden biri olarak bilinir. Kentin “Naulochos” adında bir limanı olduğunu belgelerden biliyoruz ama bu limanin yeri henüz tam olarak aydınlığa kavuşamamış. Priene, 
Hippodamos sistemine göre gridler (ızgara) halinde ve dört set olarak inşa edilmiş. Önce Büyük İskender’in hüküm sürdüğü kent, Bergama Krallığı, Roma ve Bizans egemenliğine girmiş. Bizans döneminde piskoposluk merkezi olarak önemini sürdüren kent, 12. yüzyılda terkedilmiş. Menderes Nehri’nin körfezi doldurması sonucunda, liman kenti özelliğini yitirip zenginliğini kaybetmiş. 
Kent girişindeki yolun kuzeyinde su ihtiyacını karşılayan üç sarnıç bulunuyor. Sağa sapıldığında Mısır tanrılarının tapınağını görebilirsiniz. Kentin bilinen en eski tiyatrolardan biri olan tiyatrosu 5000 kişilik. Tiyatro aynı zamanda halk meclislerinin toplantı yeri (Bouleuterion) imiş. Elli sıradan oluşan tiyatronun ilk sırası protokole ayrılmış özel koltuklardan oluşuyor. Bu sıranın tam ortasındaki özel koltuk krala ayrılmış.
MÖ 12. yüzyılda İyonların bir liman olarak kurdukları 12 şehirden biri olan Priene, Avrupalı tarihçilere göre Anadolu’nun Pompei’sidir. Geniş bir yer tutan kalıntılar arasında şehrin merkezinde MÖ 2. yüzyıla tarihlenen Demeter Tapınağı, mimar Pytheas’ın eseri olan ve tepe üzerinde bulunan Athena Polias Tapınağı, İsis ve Zeus Tapınakları, Agora ile 116 m. uzunluktaki kutsal stoa ve kuzeydoğusunda mermerden oturma yerleri bulunan Neclis Binası (Bouleuterion), agoranın kuzeyinde bulunan ve oturma yerleri yamaca oyulmuş olan 5 bin kişilik tiyatro, tiyatronun yanında yukarı gymnasium ile şehrin güneyindeki aşağı Gymnasium, surlar, su kemerleri, Bizans Kalesi ile tiyatro yakınındaki 600 kişilik Piskoposluk Kilisesi kentin görülmeye değer yerlerindendir.
İki limanı da Menderes Nehri’nin getirdiği alüvyonlarla denizden 9 km. içeride kalmıştır. Arkeolojik kazılar sonunda bulunan eserler Berlin Müzesi ile İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.
Demeter Temenosu, akropolün eteğinde. Athena Tapınağı kentin en hakim yerine kurulmuş. Bazı sütunları sütun başları ile birlikte ayağa kaldırılmış (anastilosis). Tapınağa ait sunağın yalnızca temelleri görülebiliyor. Sunağın kabartmalarının bir kısmı İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde görülebilir. Meclis toplantılarının yapıldığı Bouleuterion ise 640 kişilik. O dönemlerde, sıraları günümüze ulaşabilen yapıda sürekli kutsal ateş yanarmış. 
Athena Tapınağı’nın alt tarafında ana caddenin kenarında balık ve et pazarı ve evler yer alırmış. Agora’nın güneybatı köşesinden güneye doğru merdivenli yoldan inildiğinde surlara yakın gymnasion görülüyor.

 


Popüler Yerler